Feb 7 2011
Dünya Turu 1. Ayak : Paris (İkinci Gün)
İkinci gün kalktığımda, Paris’e hakim bir beyinle, en son görülecek yerlere doÄŸru güzel kahvaltımızdan sonra yola çıktık.
İlk durak yürüme mesafesindeki Sacre Coeur idi. Kışın gitmemizden dolayı yeÅŸil çimlerle heybetli görüntüsünü göremedik ama burası Paris’in görülmesi gereken noktalarından birisi.
Buradan sonra Galeries Lafayette‘ye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Yolumuzda karşımıza hep “bul karayı al parayı!” ‘cılar çıktı. Ayaklı kumarcılar 2′si siyah 1′i beyaz yuvarlak kartonlarını evirip çevirerek insanları oynamaya heveslendiriyorlar. İlk baÅŸta çevirmeyi kolay yapan kumarcılar 2-3 oyun €50′ÅŸer oyuncuya veriyor. Heveslenen ve cesaretlenen oyuncular 4. elde zorlaÅŸan bu oyunda “Aha! Kesin bu!” diyerek yanlış kartonu seçiyor ve elindeki tüm parayı kaptırdığı gibi cebinden de €100-€200′yu kumarbaza veriyor. Kolay iÅŸ!
Kumarbazlardan kurtulduÄŸumuzda muhteÅŸem Galeries Lafayette‘ye girdik. Paris’in en gözde mekanlarından birisi olan bu 4 katlı iÅŸ hanında çeÅŸit çeÅŸit giyim maÄŸazaları, kozmetikler ve gıda firmaları hepsi bir arada hizmet veriyor. Bir iÅŸ hanı ancak bu kadar tarihi korunup, özenilip bezenilip süslenir. Buraya girdiÄŸinizde kendinizi baÅŸkabir dünyaya girmiÅŸ gibi hissediyorsunuz.
Galeries Lafayette‘de gezip yemek yedikten sonra bir de aÅŸağı caddelerde yürüdük. Ve 18:30 gibi otobüsümüze binmeye Porte Maillot’a geri döndük.
Fransa’yı diÄŸer devletlerden ayıran bir özelliÄŸi var. İnsan hakları. Fransa’daysanız, zenci – beyaz, başı örtülü – başı açık, Hristiyan – Müslüman olmanız farketmiyor. Siz en baÅŸta insansınız ve hepimizin hakları eÅŸit. Televizyonlarda -sabah kahvaltıda izledim- müslüman programları yayınlanıyor. Halk arasında beyaz zenginler veya fakirler olduÄŸu gibi siyah zenginler ve fakirler de bulunuyor. Ayrım denen gereksiz lafı ortadan kaldıran bu insanlar rahat ve istikrarlı bir ÅŸekilde hep beraber yaşıyorlar. Saygıda da kusur etmeyen Fransızlar bizim gibi yabancılara istekle yardım ediyorlar. KonuÅŸtukları dillerinin getirdiÄŸi hoÅŸ bir ayrıntı ise, kızdıklarında bile kibarca seslerini yükseltmeden kızıyorlar.
Fransızca konuşulası bir dil ve Fransa yaşanılası bir ülke olarak beynimde kaydediliyor.
Paris’ten sonra ÅŸimdi Madrid ve Barcelona vardı planımızda. Ama bu ÅŸehri gördükten sonra diÄŸer ÅŸehirler gözümde hep bir alt basamakta kalacaktı. Nitekim kaldı da. Madrid’te görüşmek dileÄŸiyle.
Renkli günler…
Feb 6 2011
Dünya Turu 1. Ayak : Paris (İlk Gün)
Dünya Turu’nun ilk ayağı Fransa’nın baÅŸkenti Paris’ti. 3 arkadaÅŸ Roma Ciampino’dan, 2 arkadaÅŸ ta Venedik Treviso’dan Paris Beauvais Havaalanı’nda buluÅŸtuk. Bizim için yolculuÄŸumuzun ilk günü, Venedik’ten gelenler için ise yolculuÄŸun 3. günüydü. Beauvais Havaalanı’nı €15′luk otobüs biletleriyle terkettik. Havaalanından Paris merkeze 1,5 saatlik bir otobüs yolculuÄŸu yaptık. Otobüsümüz Porte Maillot’ta Hotel Concorde la Fayette önünde bizi indirdi. Saatlerimiz 22:00′ı gösteriyordu. Åžimdi oteli bulma zamanıydı. Paris metrosunu kullanarak ve biraz saÄŸa sola sorarak otelimizi zorlanmadan bulduk.
Sabah kalktığımızda verdiÄŸimiz parayı düşenerek tahmin ettiÄŸimiz kahvaltıya göre çok daha zengin bir kahvaltı yaptık. Fransızlar İtalyanlar’ın aksine kahvaltıya biraz daha önem veriyorlar. Tabi bizim gibi zeytin-peynir-bal ÅŸeklinde kahvaltıları yok. Fransızlar’da reçel ve kıtır tost ekmeÄŸi ikilisi önce, sonra sıcak ekmek -ki bu sıcak ekmekleri bizim beyaz ekmeÄŸimize çok benziyor- yaÄŸ, bunların yanında portakal suyu, kahve veya çay, sonra çeÅŸitli gevrekler ve en son da tereyaÄŸlı krovazan sofraları süslüyor. İtalyanların kahve ve çikolatalı krovazanlarının yanında bu kahvaltı bize şölen yemeÄŸi gibi geldi. Karnımız doyduktan sonra beyne giden “haydi gezme vakti!” sinyallerine hemen cevap veren vücut, otelin verdiÄŸi haritanın yardımıyla Eyfel’e doÄŸru yola çıktı. Åžehirde eÄŸer yaya ilerleyecekseniz sizin için en iyi yol ÅŸehrin metro hattını kullanmak olacaktır. Ve bu ÅŸehir Paris ise, ÅŸehrin her yerine yayılmış mükemmel bir metro ağıyla karşılaşırsınız. GideceÄŸiniz bütün önemli yerlerin ve mahallelerin altından metro geçer. İstediÄŸiniz yerde inip, görüp sonra tekrar geri binersiniz. Metroda Ecole Militarie durağında inerseniz Eyfel Kulesi’ne hemen ulaÅŸabilirsiniz. Sabah erkenden Eyfel’e ulaÅŸtık. Uzaktan bakınca muhteÅŸem bir görüntüsü olan bu yapı yaklaÅŸtıkça sizi iyice kendine hayran bırakıyor. Sabah hafif bir siste görmek te onu biraz gizemli bir hale büründürüyor. Åžaşıra ÅŸaşıra yanına kadar gittik Eyfel’in. Eyfel Kulesi’ni yapan Gustave Eiffel gerçekten çok iyi bir mühendismiÅŸ. Buna Eyfel’i gördükten sonra hak verdim. Çok ince düşünülüp normal bir inÅŸaatta kullanılan demirlerle böyle bir yapı yapmak her insanın yapabileceÄŸi tarzda bir iÅŸ deÄŸil. Kulede bol bol demirleri inceleme fırsatım oldu. İnÅŸaat MühendisliÄŸi hakkında çok bilgim yok ama çok ev ve inÅŸaat gezmiÅŸliÄŸim vardır. Kullanılan demirler normal inÅŸaat demirleri. Eyfel Kulesi hayatımda gördüğüm en iyi, en mükemmel, bir mühendislik harikası olarak kafamda 1 numaraya yerleÅŸti.
Eyfel’e giriÅŸ eÄŸer öğrenciyseniz €3,5. Bizde hemen Eyfel’e girip merdivenleri çıkmaya baÅŸladık. Kule 300 metre. Siz sadece 2. kata kadar çıkabiliyorsunuz. Çıkışta merdiven kullandırıyorlar ama iniÅŸte asansör kullanabiliyorsunuz. Eyfel’in demirlerinin içe bakan kısımlarında asansörler var. Bu asansörleri çok iyi saklamışlar, aÅŸağıdan baktığınızda onları göremiyorsunuz. Kulenin izin verilen en üst katına 600 basamak sonra ulaşıyorsunuz. Ve yaklaşık olarak 150 metreden fazla bir yükseklikte oluyorsunuz. Buradan tüm Paris’i doyasıya izleyebiliyorsunuz. Åžunu da hatırlatmakta fayda var; eÄŸer tepede hızlı bir rüzgar varsa demirler titreÅŸiyor, kule hafiften sallanıyor. Ee buda Eyfel’in heyecanı. Eyfel’e: “AkÅŸam da gelecez, görüşürüz…” dedikten sonra ÅŸimdiki durak Arc de Triomphe idi. Åžu ana kadar gittiÄŸim her ÅŸehirde olan arc burada da vardı. Güzel bir işçilikle yapılmış bu yapı ÅŸehrin simgelerinden birisi. Burasını en güzel yapan özellik bana göre, bir tarafında meÅŸhur Paris’in Champs Elysees caddesine, bir tarafında modern Paris’e, gökdelenlere, bir tarafından da Hotel Concorde la Fayette‘ye bakıyor olması. Arc de Triomphe önünden Champs Elysees‘ye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Hem yayalar hem de araçlar için geniÅŸ Louvre Müzesi‘ne kadar inen temiz, düzenli bir cadde Avenue des Champs Elysees. Bizde dünyanın en güzel caddelerinden birinden müzeye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Champs Elyses’te neler yokki. Restaurantlar, kafeler, maÄŸazalar, ofisler… Hatta Türkiye seyahat acentası. Ayrıca Fransız Citroen ve Peugeot showroom-ları, konsept arabalar… Bu caddenin tadı yürüdükçe artar azizim. Öğlen 15:00 gibi Louvre Müzesi‘ne ulaÅŸtık. Görkemli bir yapı burası. BoÅŸuna dünyanın en iyi müzesi dememiÅŸler. Buraya gelip te Mona Lisa Tablosunu görmeden gitmek olmaz. Ve bu müzeye girip -öğrenciyken girip- ücretsiz biletinizin olması müzeye bir artı puan daha kazandırıyor. Louvre Müzesi ayrıntılı bir müze. Her milletten eserleri içerisinde barındırıyor. GittiÄŸimiz gün İslami eserler odası bakımda olduÄŸu için göremedik ama Mona Lisa, The Winged Victory of Samothrace, The Consecration of the Emperor Napoleon, The Wedding Feast at Cana gibi eserleri görme ÅŸansımız oldu. Louvre güzel olmasına güzeldi ama kafamı karıştıran tek bir konu oldu: Mona Lisa tablosu gerçek mi orjinal mi? Bana göre bize gösterilen tablo orjinal deÄŸildi. Tabloyu hemen etrafındaki diÄŸer tablolarla karşılaÅŸtırdığımda bana çok soluk ve cansız geldi. Dünyaca sevilen bir tablo bu kadar basit olamaz diye düşündüm. Ve turistlerin flaÅŸlı fotograf bile çekmesine izin verdiler. Biliyorum ki flaÅŸ fotograflara zarar veriyor. Lafın kısası o tablo orjinal deÄŸil. BaÅŸka yerlerde saklanıyor bence ve onun gizemi hala saklı kalmaya devam ediyor. Louvre Müzesi‘nin sadece bir tarafını gezebildik. EÄŸer her resmin, heykelin önünde durursanız tahminim 2 günde bitirebilirsiniz. Louvre’dan çıkınca doÄŸruca kanal boyundan yürümeye baÅŸladık. Sırada Sainte Chapelle ve Notre Dame vardı. Sainte Chapelle‘ini bakım dolayısıyla dışarıdan görüp rotamızı hemen Notre Dame Kilisesi‘ne çevirdik. minik minik taÅŸları düzenli bir ÅŸekilde yerleÅŸtirip oluÅŸturmuÅŸlar bu kiliseyi. Her halinden özenli yapıldığı anlaşılan Notre Dame içine girdiÄŸinizde de sizi büyülüyor. Manevi yönden bende içsel kıpırdanmalara yol açmayan bu kilisede, hristiyanlar girip dua ediyorlar ve ayini dinleyip katılıyorlar. Mimari olarak o dönemin tüm bilgisi yansıtılmış ve günümüze kadar sapasaÄŸlam gelmiÅŸ, hikayelere konu olmuÅŸ Notre Dame Paris’in en güzel kilisesi olarak blogumda yerini alıyor. Notre Dame’dan çıktığımızda artık hava kararmaya baÅŸlamıştı. Paris’te kültürel aktiviteler, sosyal hayat oturmuÅŸ, insanlar ortak yapacak iÅŸler, eÄŸlenceler buluyorlar. Notre Dame’ın yanındaki köprüde paten kayanlar vardı. 10 yaşından 30 yaşına kadar insanlarda patenler vardı. Renkli renkli dizilmiÅŸ bardakların arasından geçerek ÅŸov yapıyorlardı. Paten kaymayı çok severim. Bu aktiviteyi de görünce paten kayma özlemim kat kat arttı içimde. Paris’te yollar 3′e ayrılıyor. Araçların yolları, yayaların yolları ve paten, bisiklet yolları. Åžehrin her yerinde bisiklet yollar var. İnsanlar bisiklet sürüyorlar ya da ayaklarında paten bir yerden bir yere giderken kolaylıkla kullanıyorlar. Sabah Eyfel’in önünde bol bol spor yapıyorlar. Åžehirde koÅŸarak tur atıyorlar. Sporu seven ve destekleyen bir toplum Fransa, Paris. Bu konuda 10/10 aldı benden. Notre Dame’ın aÅŸağısında Pantheon var. Burası bugünlük son durağımızdı. Burayı da gördükten sonra Eyfel’e geri döndük.
Eyfel gece çok daha başka bie hale bürünüyor. Sarı ışıklarla bezenmiş kule ve en tepesinden şehri aydınlatan beyaz ışığı biz kaptanlara yol gösteriyor bir deniz feneri gibi. Belirli zaman aralıklarında flaşları patlayan Eyfel 3 dk. sonra tekrardan sarı ışığına geri dönüyor.
Paris’te ilk gün dolu dolu ve hayranlık uyandırıcıydı. İkinci günde görüşmek üzere. Renkli günler…














