Dünya Turu 3. Ayak : Barcelona

100_2285Barcelona ÅŸehir merkezine yine havaalanından otobüsle geldik. Saatlerimiz 09:30′u gösteriyordu ve artık kalacağımız oteli bulma vaktiydi. Otobüsümüzün bizi getirdiÄŸi Estacio d’Autobusos Barcelona Nord durağından ÅŸehir haritalarımızı ve gerekli bilgileri aldık. Buranın hemen yanında Avrupa ÅŸehirlerinde görmeye alıştığım kemerlerden bir tanesini daha gördüm: Arc de Triomf.

Triomf’u geçip, hemen caddenin çaprazındaki metroya attık kendimizi. Barcelona’nın metro sistemi Madrid kadar düzenli deÄŸilse de ÅŸehrin öne çıkan yapılarına sizi ulaÅŸtırma bakımından yeterliydi.  Metroyla Diagonal‘e kadar gittik. Buradan 10 dakikalık bir yürüyüşle otelimize vardık. Otelimizin yeri çok güzeldi. BulunduÄŸu caddeden aÅŸağı doÄŸru inince denize ulaşıyorsunuz. Metro durağına yakınlığıyla da gideceÄŸiniz yerlere ulaşımı kolaylaÅŸtıran bir yerde.

Otele yüklerimizi atıp hafifledikten sonra Rumbla Catalunya‘yı yavaÅŸ yavaÅŸ yürüdük. Rumbla Catalunya‘nın hemen yanındaki cadde Pg. Gracia‘da Mac Donald’s'ı bulduk.

100_2302Karnımızı doyurduktan sonra, ÅŸimdiki durak Nou Camp‘tı. Metro ile Les Corts durağında inerseniz, Gran Via de Carles III caddesini geçip Nou Camp’a ulaÅŸabilirsiniz. Nou Camp,Santiago Bernabeu’ya göre daha heybetli ve daha ferah bir alana kurulmuÅŸ bir stadyum. Stadyumun duvarlarında Türk Hava Yolları’nın reklamlarını da görmek biz bir avuç Türk’e tatlı bir tebessüm ve gurur kaynağı oluyor. Diyeceksiniz: “Türk Hava Yolları’nda sen ne iÅŸ yapıyorsun?” :) Herhangi bir iÅŸim yok ama insan dünyanın en önemli ÅŸehirlerinin birinde, baÅŸarılarıyla özellikle son yıllarda bir fenomen haline gelen Barcelona’da bizim reklamımızı görünce ister istemez “Heyt bee!” moduna giriyor, gururlanıyor.

DSCN6437Barcelona, ÅŸehir yapısı olarak Türkiye’deki ÅŸehirlere benziyor. Tarihi yapılarını bir kenara bırakırsak, modern yapılaÅŸması Ankara gibi. İspanya ülke olarak ta bizim ülkemize benzediÄŸinden yaÅŸam tarzı birbirlerine yakın.

Sıradaki durak Plaça de Espana idi. Venedik’teki St. Mark Tower‘a benzeyen iki kule ile giriÅŸ yaptığımız bu yerde Olimpiyat köyü bulunuyor. Buraya Espanya metro durağında inerek ulaÅŸabilirsiniz. Buradan 2 durak sonraki Paral-lel’de ise 3 tane eski fabrika bacası etrafına yapılmış bir park ve kaykay pisti, kaykay yapan çocuklar ve yaÅŸlı teyzeler ve amcaları görebilirsiniz.

Artık Paral-lel’den sonra metroya binmeyin. AÅŸağıya doÄŸru yürüyün ve karşınızda Akdeniz’i bulacaksınız. Mirador de Colon, parmağıyla size yön gösterecek. Ve saÄŸ tarafta World Trade Center ile sol tarafta L’Aquarium‘u bulacaksınız.

DSCN6650L’Aquarium giriÅŸi eÄŸer gurupça giderseniz kiÅŸi başı yaklaşık €15′ya denk geliyor. VerdiÄŸim paraya gördüğüm balıklar hiç te beni memnun etmeyen bir akvaryumdu burası. Açıkçası girdiÄŸimden pek mutlu olmadım. Ama dünyayı tanımaya baÅŸlayan çocuklar için Barcelona’da kaçırılmaz bir fırsat diyebilirim.

Buraları gezdikten sonra hava kararmaya baÅŸlamıştı bile. AkÅŸam yemeÄŸini yiyip, otelimize meÅŸhur Rumbla Catalunya‘da geze geze ulaÅŸtık.

Sabah havaalanına geri dönmeden, Torre Agbar‘ı görmeliydik. Giories metro durağında indiÄŸinizde iÅŸ merkezini rahatça görebilirsiniz. Etrafı Barcelona’nın Bordo-Mavi renkleriyle boyanmış iÅŸ merkezi, çevresinde alış veriÅŸ komplexleri ile sizi selamlıyor.

Barcelona halkı yani Catalunyalılar kendi bağımsızlıklarını isteyen bir halk. Åžehir içinde İspanyolca görmeyi beklediÄŸimiz yazılar, maÄŸaza isimleri, reklamlar, hepsi Catalunca yazılmış. İnsanlar İspanyolca’dan farklı olarak Catalunca konuÅŸuyorlar. Ve İspanya’dan ayrılıp Barcelona olarak ülke olmak istiyorlar.

Barcelona, Dünya Turu’nun son ÅŸehriydi. Artık eve (Roma) dönüş zamanıydı. Bu gezi boyunca bizi €10 ve  €15′ya dünyanın en güzel ÅŸehirlerine uçuran Ryan Air’den bir tane model uçak aldım. Aldıkları az paraya karşılık iyi bir hizmet sunan Ryan Air’i takdir ettim.

100_8147

Dünya turumda, insanın dünya gözüyle görmek isteyeceği, 3 şehri (Paris-Madrid-Barcelona) gezdim, gördüm, havasını soludum, halkıyla konuştum. Benim için büyük bir tecrübe, yeni bir bakış açısı getirdi bu gezi. Dünya üzerinde her an ve her yerde insanlar bir şeyler yapıyor. Tasarlıyor, üretiyor, kullanıyor, yaşıyor. Bu küre gerçekten yaşanılacak bir yer.

Renkli günler…

Dünya Turu 2. Ayak : Madrid

Paris’i arkamizda birakarak bir gece vakti vardik Madrid’e. Heybetli ve koklu bir sehir oldugu yaydigi isiklardan anlasilan Madrid bizi selamladi. Sabah bizi yine bol yurumeli, bol gormeli bir gun bekliyordu.

Madrid’te €4 karsiliginda 1 gunluk turist bileti aldik metro icin. Turist Information’dan da haritamizi alinca artik sirtimiz yere gelmedi. Madrid metrosu su ana kadar gordugum metrolarin en iyisiydi. Duzenli ve temiz bir metrosu var bu sehrin. Hemen metro girislerinden alabileceginiz metro haritasi da bu duzenliligin bir gostergesi. Raylari bile dumduz ve ortada bir kume olacak sekilde dosemisler. Madrid metrosuna 10 puan.

100_2206Madrid metro durakları görmemiz gereken yapıların hemen yanlarında duraklara sahip olduÄŸu için iÅŸimiz çok kolaydı. Gezip görüp binip yolumuza devam edecektik. İşe en kuzeyden Plaza de Castilla‘dan baÅŸladık. Geometrik yapısıyla yerçekimine havasını atan bu ofislerde çalışmak heyecan verici bir duygudur. Bundan sonra güneye doÄŸru olan rotamızda sıra Santiago Bernabeu Stadyum’u vardı. Stadyum aslında ÅŸehrin içinde binaların arasında bir yerde. Bizim Türkiye’deki stadyumlar genelde ön alanları geniÅŸ, biraz ÅŸehir dışında yapılar. Gerçi Santiago Bernabeu‘nun 64 yıllık bir tarihinin olduÄŸunu düşünürsek, zamanında ÅŸehir dışındaymış diyebiliriz. Ama yine de ÅŸehrin içinde, rahatça ulaşılabilen bir yerde stadyum.

Burası bittikten sonra ÅŸehrin güney batısına doÄŸru Plaza de Espana‘ya kadar metrodan çıkmamıza gerek yoktu. Madrid’te günümüz kısıtlı olduÄŸu için sürekli metro kullanıp, yürüme iÅŸini biraz daha azalttık. Ama yine de gördüğüm kadarıyla ÅŸehirden bahsedeyim. Madrid modern ve eski yapıların harmanlandığı bir ÅŸehir. Yeni yapılan binalar tarihi zedelememek için eski görünümü kazandırılıyor. Åžehir temiz. Paris’e göre biraz daha iÅŸ merkezi Madrid. Mesai saatlerinde ÅŸehir sessiz, hafta içi gitmemize raÄŸmen dışarıda turistlerden baÅŸka insan yok. Halk iÅŸ yerlerinde.

100_0763Plaza de Espana’da ünlü Don KiÅŸot heykeli sizi selamlıyor. Güzel bir parkın önünde uÅŸağı Sancho ve eÅŸÅŸeÄŸi ile beraber elini kaldırmış sizi bekliyor Don KiÅŸot.

Sırada Placio Real vardı. Madrid’te olup başı “Real” olan bir “Real Madrid” yokmuÅŸ. Bu sarayın yapımı 1738 yılında baÅŸlamış ve burası sadece seramoniler için kullanılmış. Avrupa’nın zenginliÄŸini özetleyebileceÄŸim bir yer diye düşünüyorum burası için. Avrupalılar sadece kutlamaları için kocaman bir saray inÅŸa edebilecek kadar zenginlermiÅŸ.

Öğlene kadar buraları bitirip Mc Donald’s'lardan birine park ettik. Mc Donald’s her yerdeymiÅŸ hakikaten. Madrid’te sayabildiÄŸim 6 tane ÅŸubesi var. Ve tüm Dünya Turu’nda ve İtalya Turu’nda hayatımı kurtaran 1 numaralı restaurantımdır kendileri.

Placio Real Madrid’tin merkezinde bir yerde olduÄŸu için bundan sonraki yerler yürüme mesafesindeydi. Sadece ÅŸehrin doÄŸusunda bulunan Torrespana‘ya metro nimetini kullanarak ulaÅŸtık. Torrespana aslında tarihi bir kule deÄŸil. Tv antenlerinin olduÄŸu bir kule. İspanya televizyonlarının vericileri burada.

Placio Real‘den yürüyerek Plaza de la Villa‘dan, Plaza Mayor‘dan, Palacio Santa Cruz‘dan geçerek Puerta de Alcala‘ya ulaÅŸtık.

Puerta de Alcala Madrid’in en önemli simgesi. Avrupa ülkelerinde hep böyle arc-lar ÅŸehirlerin simgesi yapılmış. Bu tarz geçiÅŸlere önem veriyorlar. Puerta de Alcala‘nın hemen yanında ise Parque del Retiro bulunuyor. Bu parkın içinde meÅŸhur Monumento Alfonso XII, bol bol aÄŸaç ve mutlu mesut yaÅŸayan kuÅŸlar var. Huzur dolu bu parkta yaklaşık 1,5 saat dinlendik.100_0788

Gezinin ikinci ayağı Madrid’i Parque del Retiro ile bitirip havaalanına doÄŸru, Barcelona’ya doÄŸru yola koyulduk. Barcelona’da görüşmek dileÄŸiyle.

Renkli günler…

Dünya Turu 1. Ayak : Paris (İkinci Gün)

DSCN5958İkinci gün kalktığımda, Paris’e hakim bir beyinle, en son görülecek yerlere doÄŸru güzel kahvaltımızdan sonra yola çıktık.

İlk durak yürüme mesafesindeki Sacre Coeur idi. Kışın gitmemizden dolayı yeÅŸil çimlerle heybetli görüntüsünü göremedik ama burası Paris’in görülmesi gereken noktalarından birisi.

Buradan sonra Galeries Lafayette‘ye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Yolumuzda karşımıza hep “bul karayı al parayı!” ‘cılar çıktı. Ayaklı kumarcılar 2′si siyah 1′i beyaz yuvarlak kartonlarını evirip çevirerek insanları oynamaya heveslendiriyorlar. İlk baÅŸta çevirmeyi kolay yapan kumarcılar 2-3 oyun €50′ÅŸer oyuncuya veriyor. Heveslenen ve cesaretlenen oyuncular 4. elde zorlaÅŸan bu oyunda “Aha! Kesin bu!” diyerek yanlış kartonu seçiyor ve elindeki tüm parayı kaptırdığı gibi cebinden de €100-€200′yu kumarbaza veriyor. Kolay iÅŸ!

Kumarbazlardan kurtulduÄŸumuzda muhteÅŸem Galeries Lafayette‘ye girdik. Paris’in en gözde mekanlarından birisi olan bu 4 katlı iÅŸ hanında çeÅŸit çeÅŸit giyim maÄŸazaları, kozmetikler ve gıda firmaları hepsi bir arada hizmet veriyor. Bir iÅŸ hanı ancak bu kadar tarihi korunup, özenilip bezenilip süslenir. Buraya girdiÄŸinizde kendinizi baÅŸkabir dünyaya girmiÅŸ gibi hissediyorsunuz.

Galeries Lafayette‘de gezip yemek yedikten sonra bir de aÅŸağı caddelerde yürüdük. Ve 18:30 gibi otobüsümüze binmeye Porte Maillot’a geri döndük.

Fransa’yı diÄŸer devletlerden ayıran bir özelliÄŸi var. İnsan hakları. Fransa’daysanız, zenci – beyaz, başı örtülü – başı açık, Hristiyan – Müslüman olmanız farketmiyor. Siz en baÅŸta insansınız ve hepimizin hakları eÅŸit. Televizyonlarda -sabah kahvaltıda izledim- müslüman programları yayınlanıyor. Halk arasında beyaz zenginler veya fakirler olduÄŸu gibi siyah zenginler ve fakirler de bulunuyor. Ayrım denen gereksiz lafı ortadan kaldıran bu insanlar rahat ve istikrarlı bir ÅŸekilde hep beraber yaşıyorlar. Saygıda da kusur etmeyen Fransızlar bizim gibi yabancılara istekle yardım ediyorlar. KonuÅŸtukları dillerinin getirdiÄŸi hoÅŸ bir ayrıntı ise, kızdıklarında bile kibarca seslerini yükseltmeden kızıyorlar. :) Fransızca konuÅŸulası bir dil ve Fransa yaÅŸanılası bir ülke olarak beynimde kaydediliyor.

Paris’ten sonra ÅŸimdi Madrid ve Barcelona vardı planımızda. Ama bu ÅŸehri gördükten sonra diÄŸer ÅŸehirler gözümde hep bir alt basamakta kalacaktı. Nitekim kaldı da.  Madrid’te görüşmek dileÄŸiyle.

Renkli günler…

Dünya Turu

vectorstock-143683-global-travel-icons-vectorBenim için büyük Dünya için ise 1.178.873 kilometrekarecik bir tur olan Türker’in Dünya Turu’nu 1 saat önce bitirmiÅŸ bulunmaktayım.

Erasmus’un son günlerine doÄŸru 22 Ocak 2011′de baÅŸladığım macerama 28 Ocak 2011′de nokta koyuyorum. Bu zaman dilimi arasında 3 ÅŸehir -Paris, Madrid, Barcelona- çeÅŸit çeÅŸit insan ve yaklaşık ÅŸehir başı 7 tarihi veya turistik  yapı gördüm. İlerleyen günlerde bu ÅŸehirler hakkında düşüncelerimi yine blogumdan yayımlayacağım.

Sıra geldi resmi iÅŸlemlere ve İtalya’ya hoşçakal demeye.

Renkli günler…