Feb 16 2011
Dünya Turu 2. Ayak : Madrid
Paris’i arkamizda birakarak bir gece vakti vardik Madrid’e. Heybetli ve koklu bir sehir oldugu yaydigi isiklardan anlasilan Madrid bizi selamladi. Sabah bizi yine bol yurumeli, bol gormeli bir gun bekliyordu.
Madrid’te €4 karsiliginda 1 gunluk turist bileti aldik metro icin. Turist Information’dan da haritamizi alinca artik sirtimiz yere gelmedi. Madrid metrosu su ana kadar gordugum metrolarin en iyisiydi. Duzenli ve temiz bir metrosu var bu sehrin. Hemen metro girislerinden alabileceginiz metro haritasi da bu duzenliligin bir gostergesi. Raylari bile dumduz ve ortada bir kume olacak sekilde dosemisler. Madrid metrosuna 10 puan.
Madrid metro durakları görmemiz gereken yapıların hemen yanlarında duraklara sahip olduÄŸu için iÅŸimiz çok kolaydı. Gezip görüp binip yolumuza devam edecektik. İşe en kuzeyden Plaza de Castilla‘dan baÅŸladık. Geometrik yapısıyla yerçekimine havasını atan bu ofislerde çalışmak heyecan verici bir duygudur. Bundan sonra güneye doÄŸru olan rotamızda sıra Santiago Bernabeu Stadyum’u vardı. Stadyum aslında ÅŸehrin içinde binaların arasında bir yerde. Bizim Türkiye’deki stadyumlar genelde ön alanları geniÅŸ, biraz ÅŸehir dışında yapılar. Gerçi Santiago Bernabeu‘nun 64 yıllık bir tarihinin olduÄŸunu düşünürsek, zamanında ÅŸehir dışındaymış diyebiliriz. Ama yine de ÅŸehrin içinde, rahatça ulaşılabilen bir yerde stadyum.
Burası bittikten sonra ÅŸehrin güney batısına doÄŸru Plaza de Espana‘ya kadar metrodan çıkmamıza gerek yoktu. Madrid’te günümüz kısıtlı olduÄŸu için sürekli metro kullanıp, yürüme iÅŸini biraz daha azalttık. Ama yine de gördüğüm kadarıyla ÅŸehirden bahsedeyim. Madrid modern ve eski yapıların harmanlandığı bir ÅŸehir. Yeni yapılan binalar tarihi zedelememek için eski görünümü kazandırılıyor. Åžehir temiz. Paris’e göre biraz daha iÅŸ merkezi Madrid. Mesai saatlerinde ÅŸehir sessiz, hafta içi gitmemize raÄŸmen dışarıda turistlerden baÅŸka insan yok. Halk iÅŸ yerlerinde.
Plaza de Espana’da ünlü Don KiÅŸot heykeli sizi selamlıyor. Güzel bir parkın önünde uÅŸağı Sancho ve eÅŸÅŸeÄŸi ile beraber elini kaldırmış sizi bekliyor Don KiÅŸot.
Sırada Placio Real vardı. Madrid’te olup başı “Real” olan bir “Real Madrid” yokmuÅŸ. Bu sarayın yapımı 1738 yılında baÅŸlamış ve burası sadece seramoniler için kullanılmış. Avrupa’nın zenginliÄŸini özetleyebileceÄŸim bir yer diye düşünüyorum burası için. Avrupalılar sadece kutlamaları için kocaman bir saray inÅŸa edebilecek kadar zenginlermiÅŸ.
Öğlene kadar buraları bitirip Mc Donald’s'lardan birine park ettik. Mc Donald’s her yerdeymiÅŸ hakikaten. Madrid’te sayabildiÄŸim 6 tane ÅŸubesi var. Ve tüm Dünya Turu’nda ve İtalya Turu’nda hayatımı kurtaran 1 numaralı restaurantımdır kendileri.
Placio Real Madrid’tin merkezinde bir yerde olduÄŸu için bundan sonraki yerler yürüme mesafesindeydi. Sadece ÅŸehrin doÄŸusunda bulunan Torrespana‘ya metro nimetini kullanarak ulaÅŸtık. Torrespana aslında tarihi bir kule deÄŸil. Tv antenlerinin olduÄŸu bir kule. İspanya televizyonlarının vericileri burada.
Placio Real‘den yürüyerek Plaza de la Villa‘dan, Plaza Mayor‘dan, Palacio Santa Cruz‘dan geçerek Puerta de Alcala‘ya ulaÅŸtık.
Puerta de Alcala Madrid’in en önemli simgesi. Avrupa ülkelerinde hep böyle arc-lar ÅŸehirlerin simgesi yapılmış. Bu tarz geçiÅŸlere önem veriyorlar. Puerta de Alcala‘nın hemen yanında ise Parque del Retiro bulunuyor. Bu parkın içinde meÅŸhur Monumento Alfonso XII, bol bol aÄŸaç ve mutlu mesut yaÅŸayan kuÅŸlar var. Huzur dolu bu parkta yaklaşık 1,5 saat dinlendik.
Gezinin ikinci ayağı Madrid’i Parque del Retiro ile bitirip havaalanına doÄŸru, Barcelona’ya doÄŸru yola koyulduk. Barcelona’da görüşmek dileÄŸiyle.
Renkli günler…
Feb 7 2011
Dünya Turu 1. Ayak : Paris (İkinci Gün)
İkinci gün kalktığımda, Paris’e hakim bir beyinle, en son görülecek yerlere doÄŸru güzel kahvaltımızdan sonra yola çıktık.
İlk durak yürüme mesafesindeki Sacre Coeur idi. Kışın gitmemizden dolayı yeÅŸil çimlerle heybetli görüntüsünü göremedik ama burası Paris’in görülmesi gereken noktalarından birisi.
Buradan sonra Galeries Lafayette‘ye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Yolumuzda karşımıza hep “bul karayı al parayı!” ‘cılar çıktı. Ayaklı kumarcılar 2′si siyah 1′i beyaz yuvarlak kartonlarını evirip çevirerek insanları oynamaya heveslendiriyorlar. İlk baÅŸta çevirmeyi kolay yapan kumarcılar 2-3 oyun €50′ÅŸer oyuncuya veriyor. Heveslenen ve cesaretlenen oyuncular 4. elde zorlaÅŸan bu oyunda “Aha! Kesin bu!” diyerek yanlış kartonu seçiyor ve elindeki tüm parayı kaptırdığı gibi cebinden de €100-€200′yu kumarbaza veriyor. Kolay iÅŸ!
Kumarbazlardan kurtulduÄŸumuzda muhteÅŸem Galeries Lafayette‘ye girdik. Paris’in en gözde mekanlarından birisi olan bu 4 katlı iÅŸ hanında çeÅŸit çeÅŸit giyim maÄŸazaları, kozmetikler ve gıda firmaları hepsi bir arada hizmet veriyor. Bir iÅŸ hanı ancak bu kadar tarihi korunup, özenilip bezenilip süslenir. Buraya girdiÄŸinizde kendinizi baÅŸkabir dünyaya girmiÅŸ gibi hissediyorsunuz.
Galeries Lafayette‘de gezip yemek yedikten sonra bir de aÅŸağı caddelerde yürüdük. Ve 18:30 gibi otobüsümüze binmeye Porte Maillot’a geri döndük.
Fransa’yı diÄŸer devletlerden ayıran bir özelliÄŸi var. İnsan hakları. Fransa’daysanız, zenci – beyaz, başı örtülü – başı açık, Hristiyan – Müslüman olmanız farketmiyor. Siz en baÅŸta insansınız ve hepimizin hakları eÅŸit. Televizyonlarda -sabah kahvaltıda izledim- müslüman programları yayınlanıyor. Halk arasında beyaz zenginler veya fakirler olduÄŸu gibi siyah zenginler ve fakirler de bulunuyor. Ayrım denen gereksiz lafı ortadan kaldıran bu insanlar rahat ve istikrarlı bir ÅŸekilde hep beraber yaşıyorlar. Saygıda da kusur etmeyen Fransızlar bizim gibi yabancılara istekle yardım ediyorlar. KonuÅŸtukları dillerinin getirdiÄŸi hoÅŸ bir ayrıntı ise, kızdıklarında bile kibarca seslerini yükseltmeden kızıyorlar.
Fransızca konuşulası bir dil ve Fransa yaşanılası bir ülke olarak beynimde kaydediliyor.
Paris’ten sonra ÅŸimdi Madrid ve Barcelona vardı planımızda. Ama bu ÅŸehri gördükten sonra diÄŸer ÅŸehirler gözümde hep bir alt basamakta kalacaktı. Nitekim kaldı da. Madrid’te görüşmek dileÄŸiyle.
Renkli günler…

Karnımızı doyurduktan sonra, şimdiki durak
Barcelona, ÅŸehir yapısı olarak Türkiye’deki ÅŸehirlere benziyor. Tarihi yapılarını bir kenara bırakırsak, modern yapılaÅŸması Ankara gibi. İspanya ülke olarak ta bizim ülkemize benzediÄŸinden yaÅŸam tarzı birbirlerine yakın.
L’Aquarium giriÅŸi eÄŸer gurupça giderseniz kiÅŸi başı yaklaşık €15′ya denk geliyor. VerdiÄŸim paraya gördüğüm balıklar hiç te beni memnun etmeyen bir akvaryumdu burası. Açıkçası girdiÄŸimden pek mutlu olmadım. Ama dünyayı tanımaya baÅŸlayan çocuklar için Barcelona’da kaçırılmaz bir fırsat diyebilirim.













